Mehmet Özcan Admin
Mesaj Sayısı: 86 Kayıt tarihi: 28/08/08 Nerden: ADANA, MERSİN, YALOVA, YOZGAT
 | Konu: Eksik bir Hikaye Cuma Ağus. 29, 2008 3:29 am | |
| Bu yazıyı ilk olarak blogumda yayımlamıştım... Şimdi de buraya koyuyorum ama yine Üniversite bölümü eksik... Şu sıralar hazır internetle kafayı bozmuşken şu “ben’i” bir anlatayım diyorum… Fırsat bulmuşken anlatmalı değil mi? Hem tanışma ihtimalim olan insanlara faydalı olur hem de beni daha önce tanıyan arkadaşlarıma bir özet geçmek isterim… Unutmadan! Tanımak istemeyenlerde mevcuttur beni ya da tanıdığını sanan… Olsun biz anlatalım.İsteyen istediği gibi algılasın,anlasın. Elbet sıkıcı olacaktır okumak…Ya da bilmem içinizde biyografi okumayı sevenler var mı?
Neyse. Ben deniz 21.09.1986’da dünyaya gelmişim. Bir sonbahar günü. Doğumumdan mıdır bilmem ama sonbahar’a ayrı bir sevdayla bağlıyımdır ben. Benim yılım Eylül ile başlar…
Mersin’de doğdum. Mükemmel bir şehir. Hâlâ da kopabilmiş değilim Mersin’den. Adana’da okuyorum ve dolayısıyla da Mersin uğrak bir kaçış noktası benim için. Tabi Mersin’deki akrabalar sağ olsun…
Anne ve babamın ilk çocuğuyum… Çok el üstünde büyütülmüşüm derler ya ben pek inanmam. Zaten ilk olmak kötü ve iyi bir şey. Nasıl mı?Şöyle ki ne kadar lafınız sözünüz küçük kardeşlerinize geçiyor gibi gözükse de aslında onların hayatında önemli bir yere sahip olmak ve geleceklerinin inşasında en önemli rolü oynamak zorunda oluyorsunuz.Çünkü malumdur ki anne baba belli bir zaman sonra çocuklarını anlayamaz oluyor.Hani şu kuşak çatışması dedikleri.İşte bu ahval ve şerâit içinde kardeşleri en iyi anlayan kişi olarak bir parça yardım gerekiyor Bana katılır mısınız bilmem ama benim ağabeylikten anladığım bu…Aslında küçük olmak gerek…Neyse fazla uzatmayalım.
Beş yaşına basmışken meşhur deprem kenti Gölcük’e taşındık.İşte çocukluğumun geçtiği şehir.Tam 8 sene kaldık Gölcük’te.Babam gemiden gemiye tayini çıktı,o gezdi dünyayı biz bekledik Gölcük’ün başını (Bu arada babam deniz astsubayıdır.).Okula da burada başladım.Malum halâ da okuyoruz. (Dumlupınar resmi.) Bu kent benim için önemlidir.Özellikle ilk arkadaşlarım.Aldinç,Murat ve Berkay.Hepsi mükemmel birer insandı.Berkay’ı depremde kaybettik.Allah rahmet eylesin.Umarım Aldinç ile Murat da bu yazıyı okur da tekrar görüşürüz. Hayatımın ilkleri hep bu şehirde geçti.İlk çocukluk aşkım,ilk öğretmen dayağım ve ilk sınav yenilgim gibi.Evet 5.sınıfta girdiğim Anadolu Lisesi sınavını kazanamadım.Sağlam bir yenilgi oldu beni için.İtiraf etmeliyim.Ama toparlanıp Pirireis İlköğretim okulunda yazıldım ve“önümüzdeki maçlara bakıcaz” demeyi de bildim hani. Ama velâkin hayatımızın Gölcük kısmı bitti.Babamın Marmaris’e tayini çıkması sonucu biz de soluğu Marmaris’te değil Ortaca’da aldık.Niye?Çünkü ev kiralarının pahalılığından tabiî ki. Lakin çok da iyi oldu Ortaca’ya taşınmamız.Çok değerli insanlarla tanıştım ve bir o kadar da yaşanmış anı kaldı tabi geride.Ortaca dostlarım Süleyman,Fırat ve Fahri’yi anmadan edemeyeceğim.Dostluklarının bana kazandırdıkları o kadar çok ki… Bir de Pelin hanım var.Umarım o da bu yazıyı okur ve benle irtibata geçer.Kimdir bu Pelin derseniz;o zat benim rakiplerimdendi.Kendisine saygım sonsuzdur…İşte Ortaca yıllarından aklımda kalanlar bunlar…Bir de Liselere Giriş Sınavı kısa adıyla LGS zaferim var Ortaca’da.Evet tarifi olmaz bu sevincin üstüne,Bizim okulda “kazanan tek kişi olma” ünvanı da eklenince tam dört köşe olmuştum… Fakat aynı zamanda hayatımın en büyük hayal kırıklığını getirdi bu zafer.Çünkü benim ömrümde hayalini kurduğum en büyük arzu “savaş pilotu” olmaktı.Gözlerimdeki bir rahatsızlıktan dolayı askeri liselere giremedim…İşte hayatımın kırılma noktalarından biri olduğuna inandığım andır bu rahatsızlığımı öğrenmem.Şimdi bile bir çok hayalimi süsler “savaş pilotluğu”…
Zaferim “H.A.U Marmaris Anadolu Lisesi’ne” girmekti.Güzel de bir derece yapmıştım.Hazırlıktan başladık okumaya…Keşke şu lise yıllarımı anlatacak kadar vaktim ve gücüm olsa.Hayatımın en dolu yıllarıydı.Şimdi bile bana heyecan verir “Marmaris’te lise okumak” düşüncesi hem de Anadolu Lisesi. Çarçabuk ta geçmeyeceğim elbet bu yılları.Dostları bir anmak gerek.Her şey benim sınıfta ki ilk günümde üstünde okulun ceketini giyen tek öğrenci olan Ahmet kardeşimle tanışmamla başladı.Çekirdeği kuran bizle beraber aldı yürüdü bu dostluk ve kıskananlar çatlasın okulun hala devam eden ender dostluklarındandır bizimkisi.Ahmet ile ilk olarak tanışmamın sebebi onun ortaokulundan çok az kişinin bizim okulu kazanması ve dolasıyla onunda benim de yeni okulumuzda tanıdığımız hiç kimsenin olmamasıydı.Ama iyi oldu bulduk birbirimizi Sonradan bize ilk olarak Selim Kardeşim katıldı.Evet bu zat-ı muhterem de benim hayatımda önemli rol oynamıştır.En önemlilerinden biri mesela;ilk çıktığım hanımefendi olan ve hala büyük saygı duyduğum Meral’i benle tanıştırmasıdır.Bu konuya sonra tekrar değineceğim. Daha sonra Utku ve Orduvar dostlarım da bizimle beraber mükemmel maceralara daldılar.Bunlardan en süperi de Marmaris’e 16 km uzakta olan Askeri lojmanlara (Aksaz’dan bahsediyorum Marmaris’i bilen bilir…) bisikletlerimizle sırf “Pearl Harbour’u” izlemek için gitmemizdi.Sonraları bu sefer “Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği” için tekrarlandı.Bu gezilerde beraber pedal çevirdiğim dostlarım Ahmet (K.T.Ü Bilgisayar Öğretmenliği.),Selim (İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi.),Orduvar (Ondokuz Mayıs Üniver. İnşaat Mühendisliği.) ve Utku’ya (En son Ukrayna’ya gittiğini duydum üniversite okumak için…) ne kadar teşekkür etsem bu mükemmel hatıralar için azdır.
Evet liseden devam edelim… Ortaokuldaki başarılı öğrenci profilimin binde biri lise yıllarında yoktu desem yalan olmaz… Ama yine de ortaokulumda ki fen bilgi öğretmenim sayesinde gelişen fen bilgisi aşkım beni “fen bilimleri” sınıfına yazılmama yetti. İlk Lise yıllarına dair üzerinde durmam gereken iki önemli şahıs daha var. Bu şahıslar Fatih ve Nihat dostlarımdır… Bu iki insanın da bana kattığı o kadar çok şey vardır ki… En malum ve tartışılmaz katkı öncelikle Fatih kardeşimden geldi kuşkusuz. Bizi bilgisayar ve daha sonra envari çeşit teknoloji âlemine soktu ve hâlâ da çıkabilmiş değiliz… Nihat’a gelince en son Marmaris’e gittiğimde vefasızlıktan yakınmıştı. Umarım şimdi mutludur. Onunla da bir “fenerliye” sabretme gücünü kazandım.
Ayriyeten Muharrem ve Çağrı’ya değinmesem olmaz. Muharrem dostumla nasıl tanıştık hatırlamam fakat hatırladığım tek şey onun hep sabahın erken saatlerinde okulun arka bahçesinde oturup gerçekleştirdiğimiz muhabbetlerdi. Kendisiyle hiç aynı sınıfta bulunmadım veya hiç ortak bir çatı altında karşılaşmamamıza rağmen böylesine büyük bir arkadaşlığın nasıl olup da meydana geldiğini hâlâ anlayabilmiş değilim. Çağrı kardeşimle de tam tersi her daim aynı okulda okuduk. Ortaca’da aynı ortaokulda okuduktan sonra Marmaris’te de aynı lisede karşılaşmak herhalde bir tesadüf olmasa gerek. Hatta üniversite tercihini de Çukurova olarak yapsaydı şimdi de aynı üniversitenin aynı fakültesinde okuyor olacaktık… Eh! Kader bu kadar da iki insanı birbirine çarparsa olacağı bu. Sağlam bir dostluk kaçınılmaz elbet…
Neyse “fen bilimleri” sınıfına geçtiğimizde ilk görünüm; zaten arkadaşlık açısından bütünleşmemiş bir sınıftan “iyice parçalanmış” bir başka sınıfa geçmiş olduğumu anlamamdı. Gerçi bizim arkadaşlığımız bize yeterdi de şöyle bir topluca takılan, eğlenen, dertlenip üzülen sınıf olamadık… Üçe bölünmüştük. Orta grup, Kapı kenarı grup ve Pencere kenarı grup… Söylemeden de edemeyeceğim ama en duyarlı ve ılımlı grup bizdik(10.sınıfta pencere kenarıydık, sonra da kapı kenarı…).Okul tarihimiz diğer iki grubun ara sıra çatışmasına şahit olmuşsa da bizim kimseyle fazla problemimiz olmadı. Zaten doğamızda yoktu şiddet bizim… Ama velakin mükemmel insanlarla tanışmaya devam ediyordum.Daha doğrusu samimileşmeye.Mustafa ve Ferhat Mansız kardeşlerim ve nerdeyse kaderlerimizin ortak olduğuna inandığım Çağrı dostumla çerçevem gittikçe büyüyordu.Bir insanın fazla dostu olamaz diye düşünenlere inat çok sağlam arkadaşlıklarla hayatımı inşa ediyordum.Bu arada ortaokul ‘dan dostum Süleyman’la da görüşüyorduk…Bu gün bile her bayram günü ve kimi zaman uzun uzun telefon görüşmeleriyle ve ara sıra yapılan ziyaretlerle bu dostlukların ölmediğini görmek beni haklı çıkarıyor.
Liseden devam etmek gerekiyor hala. Malum geniş yıllardı onlar. Teker teker dostlarımdan bahsetmeye çalışıyorum… Gönül ister ki nice insanı bu sayfalara sığdırayım. Fakat mümkün değil maalesef. Fakat bu yıllarla ilgili bahsedeceğim üç insan daha var. Birinin ismini gizleyeceğim. Çünkü kendi kendime girdiğim bir gönül yolunda hem şahsımı kötü bir şekilde lekeledim, hem kendisini çok rahatsız ettim… Neyse gönül demişken başımdan geçen iki gönül olayını anlatayım. İlkini Selim kardeşimin kumral, kıvırcık saçlı büyük ve derin bir bakışa sahip Meral’i benle tanıştırmasıyla yaşadım. Gün geçtikçe Meral’de daha çok kendimi bulmaya başladım. Onunla şekillenmeye başladı diyebilirim benim “sevgili” profilim. Evet kendisiyle ilişkim iki hafta veya biraz daha uzun sürmüştü. Fakat ben ne “çıkalım” dediğimi hatırlarım ne de “ayrılalım” dediğimi. Bilmiyorum belki demişimdir. Ama hatırlamıyorum. Onla yaşadığım gerçekten bir düş gibiydi… Nasıl başladı nasıl bitti anlamadım… İkincisine gelince… Yine lise yıllarında edebiyat dersinde bize okutulan Fuzuli’nin aşk anlayışıyla epey dalga geçmiştim. Nerden bilebilirim ki bir benzerini de ben yaşayayım. Hem de platonik. Evet bu kelime bana çok aşağılıkça geliyor ama yaşadım işte ne yapalım. Fazla laf söyleme gereği duymuyorum bu hususta. Çünkü ortada hiç bir şey yok “ben enkazı” dışında. Her defasında keşke diyesim geliyor. Lakin kendimi zor tutuyorum. Neyse uzatmaya gerek yok yıllardır yazıyorum zaten bu çöküntüyü. Yansıtıyorum sayfalarla kalemime. Tek diyeceğim sakın “nihilist” bir kıza aşık olmayın) veya ne bileyim eğer öyle bir şey sezerseniz bir şeyler yapmaya çalışın. Gerçi başarılı olamazsınız ya yine bir deneyin… |
|
Mehmet Özcan Admin
Mesaj Sayısı: 86 Kayıt tarihi: 28/08/08 Nerden: ADANA, MERSİN, YALOVA, YOZGAT
 | Konu: Geri: Eksik bir Hikaye C.tesi Ocak 31, 2009 10:58 pm | |
| Üniversite Yılları harbi çok zor yazmak... Başlı başına bir manyaklık gibi... Neyse bitince yazarım artık tabi biterse... |
|